Ağır Şizoid Kişilik Sendromu

 In Maceralar

Hazırlıklar devam ederken beyin kıvrımları arasına sıkışmış konuları yazmaya devam edeyim dedim. Önceki bir yazımda ilişkilerin neden yürümediğinden bahsetmiştim. Bu sefer de yine bu konuyla bağlantılı ama ayrıca incelenmesi gereken bir konuyu,  Ağır Şizoid Kişilik Sendromu yani kısaca AŞK Sendromunu tiftikleyeceğim.

Konuya dair en başarılı şarkılardan biridir benim için. Yazıyı okurken iyi gidecektir.

AŞK

AŞK sendromu hakkında bir sürü bilimsel araştırma olsa da tam olarak ne olduğuna dair bir açıklama hala getirilemiyor. İşin içerisinde hem psikoloji hem de fizyoloji olduğu için herkeste farklı bir etki yaratabiliyor sonuçta. Genel olarak yaratıcılığı tetikleyen, zihin açan bir şey olsa da madalyonun diğer tarafı bir o kadar karanlık ve can yakıcı olabiliyor.

Özellikle son yıllarda insanların duygularının, beklentilerinin veya isteklerinin yalanlar üzerine kurulu olduğunu fark ettim. Daha doğrusu bu duygular, istekler vs vs bir şekilde bize empoze edilmiş şeyler. Herkes filmler ve dizilerde gördüğü gibi bir AŞK arayışında. Yazının üstündeki resmi görünce bile içinizde bir şeyler kıpraşmaya başlamıştır büyük ihtimalle. Ne de olsa en çok sevilen aşk filmlerinden biri.

İnsan denen canlının duygusallığı bu tarz konularda çok yanıltıcı olabiliyor. Film veya dizi izlerken kendimizi izlediğimiz şeydeki karakterin yerine koyduğumuz için adeta onun aşkını yaşayıp sonra da kurgu olduğunu bilmemize rağmen bunun arayışına düşüyoruz. İnsanoğlunun en büyük buglarından biri bu bence. Bu yüzden AŞK’ın açılımını benim için Ağır Şizoid Kişilik halini aldı.

Ağır Şizoid Kişilik Sendromu

Şimdi konuyu biraz daha derinleştirip neden Ağır Şizoid Kişilik dediğimi tiftikleyelim. Yüzlerce kez yazdığım gibi ne istediğini bilmeyen insanlarız genel olarak. Belli fizyolojik ve psikolojik sebeplerden dolayı karşımızdaki kişi için şizoid düşünceler içerisine daldığımızda ne istediğimizi bilmeme kısmı daha da can alıcı oluyor. Bu sendromun en kötü yanlarından biri genelde çok tanımadığımız bir kişi için devreye girmesi. Şizoidlik kısmı da tam olarak burada devreye giriyor.

İzlediğimiz dizi ve filmlerden aklımızda kalan sahneleri karşımızdaki kişiyle yaşamaya başlıyoruz. Daha onun haberi bile yokken! Onunla konuşuyoruz, onun cevaplarını dinliyoruz, gülüyoruz, içiyoruz, ağlıyoruz, ona sarılır gibi yastığa sarılıyoruz, öpüşüyoruz, sevişiyoruz… tam bir şizoid vaka değil mi bu? Bizim için hazırlanan rolleri yaşamaya o kadar alışmışız ki karşımızdaki kişi için biz de bir rol hazırlıyoruz ve onu yaşatmaya çalışıyoruz.

Sonra bir şekilde karşımızdaki kişi hayatımıza girdiğinde büyük bir çarpışma yaşanıyor. Gerçeklik tüm sertliğiyle tekme tokat girişiyor bize. Karşımızdaki kişi hayalini kurduğumuz kişi değilmiş! Ya ne olacağıdı? Sen daha karşındakini tanımadan hayaller içinde kaybolmuştun zaten. Onun ne suçu var ki? Bu durumda yapılacak tek şey de o karın boşluğundaki kelebekleri tuvalette acılar içinde çıkartmaya çalışmak oluyor haliyle. Elbette bazıları bu içerisinde bulunduğunuz sendromdan faydalanmaya kalkacaktır. O kişileri önceki yazılarımda bir kaç başlık altında özetlemiştim. Onlar için farklı hükümlerim var.

Yanımızda biri var ama biz kafamızda başka biriyle AŞK yaşıyoruz. O dizi ve filmlerde gördüğümüz, hayalini kurduğumuz aşk için bir beden seçiyoruz sadece. Tüm sorumluluğu da karşı tarafa yıkıp “Ben sana aşıktım” gibi bir bahane üretiyoruz. Ona değil, hayaline aşıktın arkadaşım. Çoğu zaman bu acı gerçeği de fark etmek istemiyoruz. Bir yere kadar insan kendini kandırabiliyor. Sonrasında ise sadece acı, kan ve gözyaşı oluyor hayatımızda. Her şeyi başkasında ararken aşkı sadece kendimizle yaşıyor olmamız da ayrıca incelenmesi gereken bir konu zaten.

Şimdilik bu konuyu da bu kadar tiftikleyeceğim. Çok da uzatmamak lazım. Diğer yazılarda görüşürüz efenim.

Recent Posts