Deneme Süresi Sonrasında Koh Rong İzlenimleri

 Kategori : Maceralar

Herkese tekrar merhaba. Uzun bir aradan sonraki ilk yazım 2 aylık deneme süresi sonrasında Koh Rong izlenimleri hakkında olacak. Çünkü 2 ay dolduktan sonra ada hakkındaki bütün düşünceleriniz değişebiliyor.Sadece Hosting’in gösteremediği bilgi ve tecrübesi nedeniyle uzun süredir yaşanan teknik aksaklıklar sonrasında nihayet tekrar yazabiliyorum. Ayrıca her ne yaparsam yapayım sitedeki yorum panelinden gelen saldırıları engelleyemediğim için sitede şimdilik yorum yazılamayacak. Son olarak yazı biraz uzun olabilir şimdiden uyarayım.

Adaya geldikten sonraki ilk ay sadece şok içinde geçiyor. Her şey mükemmel ve inanılmaz. Ben uzunca bir süre gelmeyi başardığıma inanmakta zorlandım. İkinci ay içerisinde bazı şeyleri fark etmeye başlıyorsunuz ama konduramıyorsunuz. Üçüncü ayda ise artık durumu kabullenmiş oluyorsunuz. Yazı yazamadığım süre içerisinde 1 arkadaşımız enfeksiyon yüzünden, tanımadığım iki kişi de psikolojik durumları yüzünden adadan ayrılmak zorunda kaldı. Çok fazla kişi gelip gittiği için bir yerden sonra ipin ucu kaçıyor zaten. Ama en çok can yakanı da çok sevdiğimiz Murat abimizi şeker hastalığı nedeniyle kaybetmemiz oldu. Huzur içinde uyusun.

2. ay da dolduğu için burada Ordinary Visa diye de geçen Business Visa alarak biraz daha rahata kavuştum. Şu andan sonra param yettiği sürece 3, 6 veya 12 aylık vize alabiliyorum. Vize süreçleri nasıl oluyor gibi detay konuları ise ayrıca bir yazıda anlatacağım.

Doğanın Güzelliği

Sürekli “Oh ne kadar güzel doğa işte! Yeşil ve mavi bir arada daha ne olsun!” deriz ama tropik adada işler öyle olmuyor. Aslında genel olarak hiçbir yerde böyle olmuyor ama Türkiye’de doğaya dair çok bir şey bırakmadığımız için gidip köyde yaşamadıkça anlayabileceğinizi sanmıyorum. Doğa sadece çiçeklere konan renkli kelebekler, ağaçlarda cıvıl cıvıl öten kuşlardan oluşmuyor. Ölüm de doğanın bir parçasıdır ve döngünün tamamlanması için gereklidir. Bu döngüyü adada daha rahat anlıyorsunuz. Uyum sağlayamazsanız maalesef doğal seçilim kurbanı oluyorsunuz. Çok açık bir şekilde diyebilirim ki, bu adada göreceğiniz her güzelliğin, yaşayacağınız her anın bedelini o akşam yatarken kanınızla böceklere ödeyeceksiniz.

Daha önceki yazımda da bahsettiğim enfeksiyon sıkıntılarının yanı sıra parazitler de oldukça ciddi bir tehdit haline gelebiliyor. Geçenlerde bir arkadaşımız gerekli ilaçları aldığı halde ayağındaki kurt iyileşmediği için yerlilerin kullandığı yakma yöntemini kullandı. Kurt derinin alt kısmında olduğu için eğer ateşi doğru yere tutarsanız canınız çok yanmadan kurdu yakarak öldürebiliyorsunuz. Bu yöntemde kurdun bıraktığı yumurtalardan da kurtulduğunuz için daha hızlı bir iyileşme gösteriyorsunuz. Arkadaşımız da bunun için çakmak kullandı. Birkaç kere 1 dakikalığına ateşi ayağında kurdun durduğu yere yaklaştırdı ve sonrasında da çakmağın sıcak metalini ayağına değdirdi. Rambo’nun yarasını barutla dağlaması gibi bir sahne düşünebilirsiniz ama daha uzun sürüyor.

Ada Yaşantısı

Her gün, bir önceki günün aynısı. Tam olarak bu. Her gün aynı şeyleri yapıyorsunuz. Adada değişen tek şey turistler  ve yağmur nedeniyle yeryüzü şekli. Yağmur dediğim şey de elbette öyle Türkiye’de yağan yağmurlar gibi değil. Yağmur başladığında ciddi ciddi dayak yiyorsunuz. Öyle ne güzel mayoyu giyer yağmurda gezerim diyemiyorsunuz çünkü yanınızdaki binayı göremeyecek seviyelere çıkabiliyor. 1 veya 2 ay içerisinde de yağmurlar daha şiddetli ve 5 – 6 gün sürebilecek seviyeye gelecekmiş.

Diğer taraftan adada çok fazla insanla tanışıyorsunuz ama büyük bir çoğunluğu kısa arkadaşlıklar oluyor haliyle. Çoğu gelen en fazla 4-5 gün kalıyor. Arada istisnalar olsa da arkadaşlıklar genel olarak kısa sürüyor. Elbette en çok konuşulan konuardan biri de politika oluyor ister istemez. Nereden geldiğimi duyan çoğu kişi neler oluyor orada diye bilgi istiyor. En çok şaşırdığım şey de bu oldu zaten. Türkiye’deyken orta doğu dışındaki çoğu ülkenin daha yaşanabilir olduğunu düşünüyordum ama burada tanıştığım herkes kendi ülkesinden ve ülkesindeki yobazlıktan şikayetçi.

Kamboçya ile Türkiye arasında da çok büyük benzerlikler olduğu için genel olarak çok sıkıntı yaşamıyorsunuz. Mesela herkes şeyinin ucuyla iş yapıyor. Mesela adaya beton yol yaptılar. Bunun için de beton kalıpları kumun üstüne yamuk yamuk dizerek gittiler. Şimdi her yağmur yağdığında betonların altındaki kum aktığı için beton yollar saçma sapan hallere geldi. Bütün ülkeyi de gayet istikrarlı şekilde Çin’e satıyorlar. Bu bölgenin arapları da çinliler. 1 tane büyük istisna haricinde gördüğüm bütün çinliler inanılmaz derecede görgüsüz, kaba ve pis insanlar. Restorana girip masaya otururken sandalyesinin yanına balgam atan, durmadan geğiren, bağırarak konuşup etrafı rahatsız eden insanlar. Arada elbette görmediğim bir sürü istisna vardır ona eminim.

Diğer taraftan burada küçük bir Türkiye’de oluşmadı değil. Ağırlıklı olarak benzer frekanslarda insanlar geldiği için kendinizi bir anda tanıdıklar arasında bulabiliyorsunuz. Mesela Doğum günüme denk gelen partide 15 yıl boyunca komşu apartmanlarda oturmamıza rağmen tanışmadığımız Ready for Travel ile tanıştım. Benzer şekilde burada çalışan arkadaşlardan bir tanesi de İstanbul’dan çok eski bir arkadaşımın tanıdığı çıktı gibi bir sürü garip raslantıyla karşılaşabiliyorsunuz.

Özellikle bu aralar adadaki en büyük sorunlardan biri para kazanmak. Geçen sene off season hiç hissedilmemişken bu sene işler oldukça kötü. Şu an benim de bütün iş seçenekleri high season için beklemede ve bu durumu biraz daha sıkıntılı hale getiriyor maalesef. Ek gelir için tur bileti veya parti bile satsak da yağmur başladığında hepsi yanıp gidiyor haliyle.

Deneme Süresi Sonrasında Koh Rong İzlenimleri

Olasılık hesaplarıyla plan yapmamı ve her şeyi elektronik bir devre gibi gördüğümden önceki yazılarımdan birinde bahsettim diye hatırlıyorum. İşte buraya gelmek için yaptığım olasılık hesapları ve planlamalar gerçekten hayatımda yaptığım en başarılı çalışma oldu. Avantaj ve dezavantajlarıyla ada yaşantısı tam olarak beklediğim gibi çıktı. Ufak tefek sapmalar elbette oldu ama büyük resim tam beklediğim gibi. Bu nedenle gördüğüm gerçekler benim umudumu çok kırmadı açıkçası.

Türkiye’de de bir yaşam savaşı veriyordum ama oradaki savaş daha çok kimliğimi, düşüncelerimi, ideolojimi savunmak ve kendimi korumak üzerine kuruluydu. Burada sadece hayatta kalmaya çalışıyorsunuz ve bu sırada da kimisi köstek oluyor, kimisi destek oluyor. Avantaj ve dezavantajları karşılaştırdığımda her şekilde Türkiye’dekinden daha iyi bir durumdayım ve bu benim için yeterli. Henüz tartılamadım ama kıyafetlerin üstümdeki duruşuna bakarsak 65 kilo civarına kadar düştüm. Geldiğimden beri toplamda 10 kilo falan vermiş olmam lazım. Artık spor yapmaya da başladığımı düşünürsek bir kaç ay içerisinde yine düzgün bir form yakalamış olurum herhalde.

Özet geçersek ada hayatı gerçekten çok zor. Bu zorluğu bazen insanlar, bazen doğa bazen de sizin önyargılarınız yaratıyor. Bu kadar uzun süre yurt dışında kalmanın öğrettiği diğer şey de insanoğlunun olduğu her yerde mutlaka bir sorun yaşayacağınız oldu ama neyse ki burada çoğu şeyi kafaya takmamayı da öğrendim. Şimdilik bu kadar uzun bir yazı yeterli olur sanırım. Artık site düzeldiğine göre fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Tekrar görüşmek üzere.

Son Delirmeler