Günlük Tropik Ada Yaşantısı

 Kategori : Maceralar

Artık günlük tropik ada yaşantısı hakkında yazabilecek kadar gün geçirdim sanırım. Gerçi baktığımızda daha altıncı günüm ama 6 aydır buradaymışım gibi hissediyorum. Bundaki en önemli etkenlerden biri de daha çalışmaya başlamamış olmam tabi.

Daha önce yazdığım gibi çalışanlar haricinde adadakiler oldukça geç kalkıyor. Adaya ilk tekne sabah 8 gibi geldiği için saat 08:00’de çoğu yer açılmış oluyor. Gelenler de ilk olarak soğuk içecek ve yemek istiyorlar. O arada mutfak da açılmış oluyor tabi. Sonrasında ise eğer hava kapalı değilse genelde insanlar biraz daha gölgede kalmaya devam ediyor. Özellikle öğle sıcağında güneş ve nem oldukça zorlayıcı olabiliyor alışkın olmayan bünyeler için.

Elektrik

Adada 2 tane jeneratör var ve sırayla çalışarak tüm elektriği bu jeneratörler sağlıyor. Tabi bunlar öyle sokakta gördüğümüz tipten jeneratörler değil. 75km2’lik bir adadan bahsediyoruz sonuçta. İşletme sayısı arttıkça yük de artmış. Bu nedenle çoğu yer içecekleri soğutmak için büyük boy buz kutusu kullanıyor. Buzdolabı ciddi yük oluşturabiliyor bu sıcakta. Herkes dikkat etmesine rağmen arada jeneratör bozulabiliyor. Bu durumda eğer kendi hattınız yoksa internet de gitti demek oluyor. 🙂 Neyse ki bir kaç güne hattım olacak sonrasında biraz daha rahat edeceğim.

İnternet ve Telefon

Seatell ve Smart diye iki GSM şirketi var ve en çok bunlar kullanılıyor. Smart biraz daha Turkcell seviyesinde, Seatell de Avea konumunda tahmini olarak ama ikisi de adada rahat etmenizi sağlıyor. Sonuçta mekanların internetine bağlı kalmak kısıtlayıcı olabiliyor. Bir kere kontörlü hat aldıktan sonra adada kontör yatırabiliyorsunuz rahat rahat.

Ada Sakinleri

Özellikle ilk yazılarımda burada yaşayanlar hakkında çok bilgi vermeyi tercih etmiyorum. Sonuçta herkesin bir geçmişi var ve böyle ulu orta kendi haklarında bir yazı yazılmasını istemeyebilirler haklı olarak ama insanların hepsi güzel. Herkes bir sebepten buraya gelmiş ve yaşamaya çalışıyor. Haliyle zorluklara da birlikte göğüs germeye çalışıyorlar. Adada kalınan süre arttıkça elbette ihtiyaçlar, sorunlar vs de değişiyordur kişiden kişiye.

Şu an adada genel olarak Türklerin yaşadığı bir sıkıntı var o da Türkçe konuşmak.  İngilizce bilmemekten değil, sadece yıkması zor bir alışkanlık bu. İnsanlarla konuşurken araya yanlışlıkla Türkçe bir kelime sıkışırsa konuşma Türkçe olarak devam ediyor genelde. Bu da adada Türkler arasında gruplaşma varmış gibi bir izlenim oluşturuyor tabi ama dediğim gibi böyle bir durum yok ve buradaki Türkler de bu algıyı değiştirmeye çalışıyor elinden geldiğince.

Delinin Günleri

Sabah genelde 6 gibi kalkmaya çalışıyorum. Hem interneti daha az kullanan olduğu için internetle işlerimi hızlıca halledebiliyorum hem de çok sıcak olmuyor. Bugün oldukça güneşli ama 8’de kalktığım için gün doğumu fotoğraflarını kaçırdım. Yarın sabah tekrar deneyeceğim.

Sabah az insan varken İngilizce çalışmak da daha rahat oluyor. Rosetta Stone diye bir uygulama kullanıyorum burada. İnternet bağlantısı istemediği için kullanımı daha rahat. Gün içinde çok sıkılırsam da mekanda bulduğum Defiance diye bir kitabı okuyorum. Yeni kelime öğrenme konusunda oldukça faydalı. Diğer yandan da ufak ufak buradaki arkadaşımla baş başa kaldığımda İngilizce konuşmaya başladım. İkimiz için de pratik oluyor güzelinden.

Şu an bilgisayar başında durmak için fazla sıcak. Gıcıklık yapmak gibi olmasın ama bilgisayarı kaldırıp biraz yüzmeye gideceğim. 😛 Diğer yazılarda görüşürüz.

Son Delirmeler